Medivizyon Röportajı

Sizi tanıyabilir miyiz? Kaç yıldır özel eğitim alanında yöneticisiniz?

Merhaba. İsmim Selim Parlak. Evliyim, bir oğlum var. Aslen Yozgatlıyım. 1978 İstanbul doğumluyum. Kendimi işletmeci ve girişimci olarak tanımlayabilirim. Algı grup (www.algigrup.com.tr) kurucularından biriyim, aynı zamanda yöneticiliğini de yapmaktayım.

Pertevniyal Lisesi mezunuyum. Lisansım Marmara Üniversitesi Makina Öğretmenliği. Bölümüm öğretmen yetiştirme programı olduğu için pedagojik formasyon derslerimi lisansım esnasında aldım. Bunun avantajını meslek hayatımda yaşadım açıkçası. İstanbul Ticaret Üniversitesi Uygulamalı Psikoloji Yüksek Lisansını bitirdim. Şimdilerde Altınbaş Üniversitesi Marka Yöneticiliği Yüksek Lisansı yapıyorum.

2003 yılından beri özel eğitim alanındayım. Dernek, dergi, eğitim merkezi, Ar-ge birimi, seminer organizasyonları ve konferanslar gibi geniş bir yelpazede faaliyet gösteriyoruz.

Alanda deneyimli bir yönetici olarak son dönemde otizmin artmasıyla ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Bu sorunun cevabını, benden ziyade özel eğitim alanının hekimlik ve/veya araştırma kısmında görev yapan kişilerin vermesini yeğlerim. Fakat bu benim röportajım ve gördüklerim/ okuduklarım kadarını da söylemek isterim.

Önceleri 250’de 1 olarak bildirilen otizm görülme sıklığı, bugünlerde 59’da 1 civarındadır. Anormal bir artış söz konusudur. Bence bu haber, haber kanallarında yayınlanan tartışma programlarına konu edilmelidir. Yeterli derecede araştırma olduğunu düşünmüyorum ülkemizde. Üniversitelerde otizm araştırma birimleri kurulmaya başlanıyor. Umuyorum üniversiteler ticari kaygılarını bir kenara bırakarak, bu konuda çalışmalar yaparlar.

Bu konudaki düşüncelerimi birkaç başlık altında ifade edebilirim:

  • Örneğin çocuk doğduktan sonra anne ve babanın çalışıyor olması ve çocuğa ebeveynlik yapmaya çalışan diğer kişilerin yani, anneanne, babaanne, bakıcı veya oyun ablası rolündeki kişilerin çocukla gerekli bağı kuramaması, gelişimi ketleyici unsurlardan birisi olabilir.
  • Ya da çocuk doğduktan sonra, aşırı derecede, dışarıdan gelen uyarıcıları göz ardı etmesine sebebiyet veren, televizyon, telefon, tablet gibi teknolojik aletlerle vakit geçirmesi sebeplerden birisi olabilir.
  • Yapılan araştırmalarda baba olma yaşının geç olmasının da risk faktörü olabileceğinden bahsediliyor. Sperm kalitesinin düşmesi bunun nedenleri arasında belirtiliyor. Bu sebeple erken evlenme ve erken çocuk sahibi olma alternatifi gençlere hatırlatılmalı. Belki bir kamu spotu iyi olabilirdi.
  • Bir takım tabular da erken teşhisin ve beraberinde erken müdahalenin önünü kapatıyor. Örneğin erkek çocuk geç konuşur meselesi. Hadi diyelim bunu koruyucu zihniyetteki baba, anne veya diğer yakınlar yapıyor diyelim. Ya “Bir anaokuluna gönderin geçer” diyen okumuş doktorlara ne diyeceğiz? Bu mantığı anlamakta o kadar zorluk çekiyorum ki’! Düşünün doktorsunuz ve çocuğuyla ilgili yolunda gitmeyen bir şeyler olan aile size danışmaya geliyor. Siz de, “Bu çocukta bir şey yok. Evham yapıyorsunuz. Kreşe gönderin. Sosyalleşsin, geçer” gibi sığ ve analizden uzak bir cümle ile yanlış yönlendirme yapıyorsunuz. Aslında bu hareket o çocuğun ve ailenin zamanını çalmanıza neden oluyor. Daha da önemlisi en kaliteli zamanlar heba oluyor, otizm riski bulunan çocuklar elimizden kayıp gidiyor.
  • Beslenmemizin de bu süreçte etkin olduğunu düşünüyorum. Bence genetiği değiştirilmiş tohumların, raf ömrü uzun ürünlerin tüketimi, sinir sistemimizi tahrip ediyor.
  • Çevre kirliliği de başka bir etmen. Toprak, hava, su kirli… İnsanlar sürekli tüketiyor ve kirletiyor. Endüstrileşmenin olası etkilerini de göz ardı edemeyiz.

Sizce otizmin azaltılmasıyla ilgili alınabilecek önlemler var mı? Neler olabilir?

Bu soruyu otizmin azaltılması olarak değil de, otizmle nasıl savaşabiliriz şeklinde değiştirebiliriz belki. Azaltılması çok iddialı bir soru olarak geldi bana. Sonuçta hala sebebi bilinmiyor. Ama yapılmayacak şey değildir belki de kimbilir? Ayrı bir yapılanma olmalı ve tüm ülke onu dinlemeli açıkçası. Ayrı bir yapılanma dediğim bir araştırma merkezi gibi, direk Cumhurbaşkanlığı’na bağlı bir birim olabilir. Türkiye Otizm Araştırma Merkezi adı altında deneyler, gen ve beyin araştırmaları, raporlamalar, dünyadaki tüm tedavi protokollerinin uygulandığı bir merkez açılabilir. Bu merkezle işbirliği halinde olmayı, orada görev almayı da çok isterim. Şimdi diğer yapılabileceklere bir bakalım.

Öncelikli olarak Sağlık Bakanlığı’ndan başlayalım. Yukarıda da dediğim gibi ilk olarak erken tanı ve farkındalık için ülke genelinde çalışmalar yapılmalı. Kamu spotları, el broşürleri, okullarda ve hastanelerde tanıtım toplantıları, aile hekimliklerinde yeni doğan çocuk ailelerine bilgilendirme broşürleri dağıtılması ve çocuğun ilk 3 yılında 6 ayda bir gelişim testlerinin uygulanması çok önemli. Böylece otizm erkenden teşhis edilebilir ve tedavisi erkenden başlayabilir. Bilgilendirme çalışması muhtarlara, belediye başkanlarına, cuma hutbelerinde vatandaşlara, mecliste milletvekillerine, okullarda müdürlere ve öğretmenlere kısacası tüm ülkeye derinlemesine yayılmalı.

Ayrıca Tarım Bakanlığı’nın yerli tohum çalışmasını ciddi anlamda yaygınlaştırması gerektiğini düşünüyorum. Genetiği değiştirilmiş tohumlar tüm dünyada insanlığa zararlı. Köylerde ekilmemiş boş bir arazi kesinlikle kalmamalı. Bu noktada küresel güçlerle mücadele etmesi gereken bir ülke olmalıyız. Sağlıklı yaşam için sağlıklı ürünler yemeliyiz. Raf ömrü uzun ürünler kesinlikle kaldırılmalı.

Ve en önemlisi eğitim ayağı. Bu konu ayrı bir röportaj hatta televizyonlarda tartışma konusudur. Kısa bir örnekle açıklayayım: Bir duyuma göre milli eğitim bakanlığı bürokratları, otizmli çocukları ayrı okullarda eğitime tabi tutmak için bir alt yapı hazırlığı içinde. Dünya bu çocukları kaynaştırma ve bütünleştirme uygulamaları ile topluma kazandırırken bizim ülkemizde hala ayrı okullarda ayrıştırılmaya çalışılıyorlar. Bu çok acı bir düşünce. Bunun konuşulması bile üzücü. Tez zamanda bu gerçeğin fark edilmesini dilerim. Bir de özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, milli eğitim bakanlığında kurs statüsünde. Oysa biz dans kursu ya da sürücü kursuyla aynı kefede olmamalıyız.

Teknoloji kullanımına da dikkat edilmeli. Akıllı cihazların yaydığı sinyallerin sinir sistemimize zarar verdiğine yönelik bir araştırma okumuştum.

Bir de eski aile yapılarının yeniden hayata geçirilmesini önemsiyorum. DSM 5’de yeni bir tanı yerini aldı: sosyal gelişim bozukluğu. Biz içe kapandıkça, geç saatlere kadar çalıştıkça, ev alacağım, araba alacağım dedikçe, evdeki bireyler asosyal olma yönünde hızla ilerliyor. Kimse kimseyi ziyarete gitmiyor. Tek gittiğimiz yerler AVM’ler. Sanki birileri birbirimizle görüşmemizi istemiyor! Çünkü modern kölelik denen bir düzenin içindeyiz. Bu konu derinlemesine düşünülmeli.

Bu konuda otizm eylem planı denilen taslak çalışma hayata geçirilebilse birçok nokta rahatlayacak. Fakat kurumların mantıken bu işbirliğini sağlayabileceğini düşünmüyorum. Bunu bertaraf etmenin en kısa yolu otizm ile çalışmaları sadece tek bir bakanlığa verilmesi.

Otizmle ilgili en çok merak edilen şey, bir tedavisi olup olmadığı. Oysa bildiğimiz kadarıyla otizmin tek tedavisi özel eğitim. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? Özel eğitimde önemli bir yere sahip Uygulamalı Davranış Analizi (UDA) ya da yaygın adıyla A.B.A. terapisinin önemi nedir? Diğer bir deyişle otizmin iyileştirilmesinde nasıl bir öneme sahip?

Otizm tedavisi olduğunu düşünenlerdenim. Tedavisi var diyebiliriz. Fakat çocuğun nörolojik altyapısının buna izin veriyor olması gerekir. Bu şu demek; otizm spektrum bozukluğu geniş bir yelpazedir. Çocuk, bu yelpazenin başlangıç kısımlarında olmalıdır. Yani atipik otizm denilen veya hafif otizme bulaşmış denilen veya uyaran eksikliğine bağlı gelişim geriliği tablosu içinde olan veya reaktif bağlanma denilen ve anne çocuk ilişkisinin daha fazla geliştirilmesi gereken vakalarda daha iyi gelişmeler görebiliyoruz. Özellikle Algı Grup AR-GE Birimi olan Algı ABA Terapi Merkezi’nde takvim yaşı ile gelişim yaşını eşitleyebildiğimiz çocuk sayılarını merkezimizin girişinde bir kütükte mezunlarımız olarak duyuruyoruz.

Ayrıca odamda her çocuk için tuttuğumuz bir aile ilişkileri yönetimi checklist’i var. Bir moderatörün her bir vakayı bu cheklist’teki maddeler açısından tek tek değerlendirme yapması gerekir. Bizde bu moderatör, koordinatörler ve direktörlerimiz oluyor.

Psikiyatri, nöroloji, KBB, göz, genetik, metabolizma gibi branşlarda her hekimden konsültasyon raporunu almalıyız. Bunların ışığında net bir tanı çıkmış oluyor.

Çocuğun başlangıçta tüm testleri yapılmalı ve sonuçları raporlanmalı. PEP-R, ABLLS, AGTE, GOBDÖ, GEÇDA, PORTAGE, zihin kuramı, fizik duyu motor değerlendirmeler, dil ve konuşma test ve değerlendirmeleri raporları ile ortaya bir bireysel eğitim planı çıkarılır.

Önce oyunla iletişim ile başlar, ABA terapi ile yola devam ederiz. Uygun zamanında Zihin Kuramı programlarını ilave ederiz. Beraberinde fizik duyu motor çalışmaları ve dil konuşma terapisi çalışmaları ile bireysel eğitimine devam ederiz.

Aile için biten becerilerin genellenmesi, uygulamalı aile eğitimine girmesi, aile eğitim için kitap okuması ve sosyalleşme programını takip gibi işlemleri ayrıca takip ederiz.

Ev ziyareti, okul ziyareti, tuvalet becerisi, yemek yeme becerisi, kaynaştırma çalışmaları da ayrıca takip edilir. Tüm bu çalışmaları yapınca çocukta bir gelişme az ya da çok iki yıl içinde mutlaka olur.

Otizmde erken tanı ve eğitimin çok önemli olduğunu biliyoruz. Bu noktada alanda neler yapılabilir? (Erken destek eğitim birimlerinin oluşturulmasının öneminden bahsedebilirsiniz)

Bu sorunun cevabı diğer verdiğim cevaplar içinde bulunmaktadır. Onlara ilaveten bahsetmediğim bir husus özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri bünyesinde erken destek eğitim birimleri oluşturulmalıdır. Bu soru da yine ayrı bir röportaj konusu bana göre. Kurucu ve eğitim koordinatörünün ayrı olması gerekir. Kurumda supervizör olmalı, düzenli aile görüşmeleri şart, düzenli toplantılar gerekli, eğitimler şeffaf odalarda olmalı ve personel vaka toplantılarında bir araya gelmeli.

Özel eğitim alanının geliştirilmesi gereken yönleri nelerdir? Bu açıdan rehabilitasyon merkezleri yeterli mi? Yurtdışındaki gibi erken destek eğitim birimleri Türkiye’de yaygın mı?

Maalesef yaygın değil. Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin çalışma şartları ve serbestisinin gözden geçirilmesi gerekli bence. Yani öncelikle düzgün çalışmayan, etik dışı hareketlerde bulunan kurumların kapanmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.

Sonra geride kalanlarla ciddi bir işletme sistemi geliştirilmeli. Bakın biz Algı Grup olarak rehabilitasyon birimimiz ve erken destek aile danışma birimimizi birbirinden ayrı tuttuk. Şimdilerde oluşturduğumuz bu ARGE çalışmalarımız sonucunu Tekirdağ Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’ne taşıdık. Onlara düzenli aralıklarla giderek sistemimizi anlatmaya çalışıyoruz, danışmanlık veriyoruz. Bu yıl danışmanlık vereceğimiz iki özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi daha olacak.